İç-dış ticaret, sermaye, piyasa ve nicesi, insanlık takasla başladığı tarihi serüveninde parayı bulmasıyla beraber çok fazla ilerledi ve günümüzde ekonomi dediğimiz; ülke yönetiminden bir insanın yaşam standartına kadar etkide bulunan bir sistemi geliştirmeyi başardı. Peki, geliştirdikleri bu sistem ne kadar masumdu? Ya da masum olan birisi var mıydı?
Ekonomi, belki de her bireyin yaşam standartlarını belirleyen, kişiyle başlayıp ülkeye kadar gelişen ve her alanına müdahalede bulunan; tek başına para, ticaret ve sermaye değil, hepsinin bütününü oluşturan bir sistemdir. Ancak bu sistem hiç de masum değil denebilir. Çünkü tarih boyunca iki büyük savaşa ve nice beraberindeki olaylara sebep olmuş, günümüzde de aynı büyüklükte olmasa da gelişmiş bir hâliyle etkisini sürdürmektedir. Bu durum, günümüzde şu soruyu doğurur: “Tarih tekerrürden mi ibarettir?”
Bu cümle üzerine biraz düşündüğümüzde, işin o kadar da basit olmadığını fark ederiz. Gerçekten tarih birebir tekrar mı eder? Yoksa biz, benzer koşullar altında ortaya çıkan sonuçları “tekrar” olarak mı adlandırıyoruz?
Bugünün dünyasına baktığımızda, özellikle ekonomik ve siyasi gelişmeler üzerinden, bu soruyu yeniden sormak kaçınılmaz hâle geliyor. Küresel krizler, bölgesel çatışmalar, artan eşitsizlikler ve sürekli konuşulan “istikrarsızlık” hâli, ister istemez geçmişle karşılaştırılıyor. Ama belki de mesele, geçmişi kopya gibi bugüne yapıştırmak değil; benzer dinamiklerin farklı biçimlerde nasıl çalıştığını anlamak. Bunu da tarihi inceleyerek yorumlayabiliriz; ancak bu “tekerrür” diliyle değil, daha çok neden-sonuç ilişkisi kurduğumuz “diyalektik” yöntemle.

Büyük Savaşlardan Önce Dünya Nasıl Bir Ekonomik Ortamdaydı?
Birinci ve İkinci Dünya Savaşları öncesine baktığımızda, çok sayıda ekonomik gelişmenin olduğu ve bu gelişmelerin aynı zamanda bir soruna dönüştüğünü net olarak görebiliriz. Sanayileşme ile beraber ekonominin yeni bir hal aldığı, bu yeni halin belirli ülkeleri güç sahibi yaparken, diğerlerini güçlü ülkelerin altında bırakıp onlara muhtaç kıldığı açıktır. Sermaye gelişmişti, üretim artmıştı; ancak bununla birlikte sistemin sınırlarına çarpan bir sıkışma da ortaya çıkıyordu.
Üretim artarken, bu üretimi tüketecek pazarlar aynı hızda büyümüyor; sermaye birikimi arttıkça kâr edilebilecek yeni alanlar azalıyor, sistem kendi sınırlarına çarpıyordu. Ticaret, bir noktaya kadar bu sorunu erteleyebilse de kriz gitgide büyüyordu. Yani sorun üretimin azlığı değil, üretilenin sistem tarafından yönetilememesiydi.
İnsanlık ise bu noktada, günümüzde de sorun teşkil edecek yeni bir sistemi denedi: emperyalizm. Bunu en basit hâliyle, bir ülkenin veya sermaye grubunun, kendi sınırları içinde kâr edemez hâle geldiğinde gözünü başka coğrafyalara çevirmesi olarak tanımlayabiliriz. Bu yalnızca askerî işgallerle sınırlı değil; ekonomik bağımlılık, siyasi baskı, borçlandırma mekanizmaları ve ticaret anlaşmaları da bu sürecin parçasıdır.
“Tarihte olaylar ilkinde trajedi, ikincisinde komedi olarak tekerrür eder…”
İşte bu sistemle beraber zaten tıkanık olan ekonomik ortam, ülkeleri bir savaşa sürükleyerek rahatlamayı tercih etti.Birinci ve İkinci Dünya Savaşlarını yalnızca “ittifaklar” veya “liderler” üzerinden okumak, arka planı eksik bırakır. Çünkü savaşların arkasında, büyüyen sermayenin paylaşım krizleri, pazar mücadeleleri ve yeniden bölüşüm arayışları vardı. Yani cephede çatışan orduların arkasında, masada çözülemeyen ekonomik gerilimler bulunuyordu. Bu gerilimden çıkış biçiminin etik yorumlaması halktan başkasına bırakılmadı.

Günümüzün Savaşsız Ortamı
Peki, günümüzün savaşsız ortamı aynı dinamikleri taşımadığımızın göstergesi mi?
“Tarih tekerrür eder” lafını biraz daha düşünmemiz lazım. Üçüncü bir dünya savaşı yaşamamış olmamız ya da buna yaklaşmamış olmamız, artık aynı dinamikleri yaşamadığımızın göstergesi değil. Tıpkı insanlık gibi, ekonomi ve beraberinde oluşan birçok sistem evrildi. Ancak evrilirken bir önceki dönemini de yadsımaya devam etti. Evet, aynı değil; ancak biçim değiştirmiş bir şekilde bugün hala bunları yaşıyoruz.
Artık tankların her zaman sınırdan geçmesi gerekmiyor, ülkelerin birbirleriyle amansız savaşlar vermesi gerekmiyor. Çünkü kendini geliştiren bu sistem yeni silahlar edindi. Ekonomik yaptırımlar, enerji krizleri, borç politikaları, “istikrar” adı altında dayatılan programlar ve bölgesel müdahaleler, modern dünyanın yeni savaş araçları hâline gelmiş durumda.
Bugünün dünyasında ekonomik güç, rekabetten çok yoğunlaşma üzerinden şekilleniyor; enerji, finans, gıda ve dijital altyapı gibi hayati alanlarda kararlar, küresel ölçekte örgütlenmiş sınırlı sayıda yapı tarafından alınıyor ve bu durum, krizi çözmekten çok yönetilebilir hâle getirmeyi hedefleyen bir düzeni besliyor.
Yine de yaşadığımız ekonomik ve politik tabloyu bu gözle değerlendirdiğimizde, çelişkilerin ortadan kalkmadığı; yalnızca daha karmaşık ve dolaylı hâle geldiği ilk fark edilen şey olur. Bir yanda küresel ölçekte artan üretim kapasitesi, teknoloji ve verimlilik, diğer yanda derinleşen eşitsizlikler, borç krizleri ve güvencesizleşen yaşamlar. Alınan kararlar hâlâ sorunu çözmek değil, yalnızca rahatlatmaktan ibaret.
Diyalektik yorumlamamız gerekirse
Diyalektik açıdan bakıldığında bu durum bir kopuş değil, süreklilik ifade eder. Geçmişte sermayenin sıkıştığı anlar, yeni pazar arayışlarını, yayılma hamlelerini ve sert çatışmaları doğuruyordu; bugün de benzer bir sıkışma, daha farklı araçlarla yönetilmeye çalışılıyor. Artık mesele doğrudan savaşmak değil; bağımlılık ilişkileri kurmak, ekonomik karar alma süreçlerini yönlendirmek ve krizleri “kaçınılmaz” ya da “doğal” göstermek.
Fiziksel bir dünya savaşından söz etmiyor olabiliriz; ancak bu durum, tarihsel sürecin sona erdiğini değil, biçim değiştirerek devam ettiğini gösteriyor.
Belki de asıl soru, tarihin tekerrür edip etmediği değil; bizim yaşadığımız çağın çelişkilerini ne kadar fark edebildiğimizdir. Çünkü biçimler değişse de, sistem kendini aynı ihtiyaçlar üzerinden yeniden kurmaya devam ediyor.
Peki ya sizler, bir sonraki evrimleşmenin hangi yönde olacağını düşünüyorsunuz?
FounderN Kimdir?
FounderN, girişimcilik dünyasının en güncel haberleri, inovasyon odaklı içerikleri ve ekosistemin her bir parçasına değer katan çalışmalarıyla, faaliyet gösteren dinamik bir dijital medya platformudur. 2020 yılında “Girişim Haberleri” adıyla başlayan serüvenimiz, Eylül 2024 itibarıyla FounderN kimliği ile, girişimcilik ekosisteminin ilham veren dinamik sesi olma yolculuğuna devam ediyor. FounderN; teknoloji, girişim ve yatırım dünyasındaki gelişmeleri yaratıcı ve yenilikçi bir perspektifle sunarak iş dünyasının liderlerini, yatırımcılarını ve girişimcilerini sizlerle bir araya getirir.
FounderN olarak misyonumuz, yalnızca yaşanan son gelişmeleri paylaşmak değil, okurlarımızı bu gelişmelerin aktif bir parçası haline getirmek ve ekosistemin sürdürülebilir büyümesine katkı sağlamaktır. Ekosistemdeki en yeni gelişmelerden haberdar olmak, büyüyen bu topluluğun bir parçası olmak istiyorsanız, bültenimize abone olabilir, sosyal medya hesaplarımızdan bizi takip ederek ilham dolu bu yolculuğa katılabilirsiniz.
Bizimle Keşfetmeye Devam Edin: İlginizi çekebilecek diğer #Gündem Haberleri için tıklayın!
Foundern LinkedIn hesabına buradan ulaşabilirsiniz.
Foundern Instagram hesabına buradan ulaşabilirsiniz.





