Her gün daha da gelişen teknoloji, son yıllarda özellikle yapay zekâ ile birlikte birçok endüstrinin içine girmeyi başardı. Tıptan okul ödevlerinde kullanımına kadar oldukça geniş bir alana yayılan yapay zekâ, beraberinde şu soruyu da getirdi: “İnsan emeğinin getirisini karşılayacak mı?”
Belki birçok alanda kullanımı insan yaşamına katkı ve kolaylık sağlıyor; ancak sanat, mimari gibi insan yaratıcılığı gerektiren alanlar ne olacak? Özellikle de duyguya hizmet eden bir sektör olan müzikte, duygular yerine yalnızca kodları olan yapay zekâ bunu karşılayabilecek mi?
İlk olarak bu noktada müziğin gelişimine inmemiz iyi olacaktır. Müzik, ilk insanlardan beri var olan; zamanında iki taşı birbirine vurarak ya da gerilmiş deriyi vurmalı çalgı olarak kullanarak başlayan ve günümüzde yalnızca bir bilgisayar ile üretilebilecek kadar hem dijital hem de teknolojik olarak gelişmiş bir alandır. Müzisyenler ise çoğunlukla hikâyeleri olan ve bu hikâyeleri duygularıyla notalaştırıp anlatan insanlardır. Bir şarkının arkasında gitarın yaptığı küçük bir melodiden, vokalin şarkıda yükseldiği ana kadar her şey bir duyguya ve hikâyeye hizmet eder.
Örneğin Pink Floyd – Comfortably Numb, başından sonuna kadar vokalden bateriye kadar tüm enstrümanların tek bir duyguyu anlattığı; altı dakikanın içine kendilerinden bir parça yerleştirerek mükemmel bir uyum ve duygu aktarımısağlayan bir eserdir. Bunun gibi birçok örnek verebiliriz. Ancak asıl soru şudur: Yapay zekâ bize yeni bir “Comfortably Numb” verebilir mi?

Müzikseverler arasında tartışma konusu olan bu soru günümüzde hâlâ güncelliğini korurken, yapay zekâ müzik sektörünün de içine dâhil olmaya başlamıştır.
Başlangıçta daha az gelişmiş olan; sözleri yazıp hangi türde (genre) oluşturmak istediğimizi belirlediğimiz ve buna göre bize bir şarkı sunan yapay zekâ müzik uygulaması Suno.ai, günümüzde artık var olan şarkıların farklı cover’larını yapabilen ve oluşturmak istediğimiz müziği anında sunan bir noktaya gelmiştir. Son bir ayda YouTube’da en çok dinlenen şarkılara baktığımızda çok sayıda “AI cover” içeriğiyle karşılaşıyoruz. Hatta bu durum o kadar ileri gitmiştir ki, vefat etmiş sanatçıların günümüz şarkılarını yorumladığı örnekler bile ortaya çıkmıştır. Muhtemelen siz de Freddie Mercury veya Müslüm Gürses AI cover’larına en az bir kez denk gelmişsinizdir.
Yapay zekâ müzik çılgınlığı bu şekilde ilerlerken, Lvbel C5 kendi şarkısının 80’ler AI cover versiyonunu sahne açılışlarında kullanmaya başlamıştır. Dinleyicilerin ötesinde, yeni akım sanatçılar da kendi şarkılarının birkaç tuşla dönüştürülmesini kabullenip bu şekilde üretmeye devam etmektedir. Böylece yapay zekâ, müzik sektörünün içine fiilen dâhil olmaya başlamıştır.

Peki müzik şirketleri bu noktada nerede duruyor? Ellerindeki sanatçıların telif haklarını sıkı şekilde elinde tutan şirketler, bu şarkıların yapay zekâ ile başkalaştırılmasını ya da canlı olmayan bir üretimi gerçekten kabul eder mi?
Bu soruya dair iki önemli örnek dikkat çekiyor. Universal Music Group (UMG) ile Nvidia, müzik üretimi ve keşfi için yeni nesil bir yapay zekâ modeli olan “Music Flamingo” üzerinde çalışmaktadır. Bu model; armoni, söz, yapı ve duygusal bağlamı anlayabilmekte, yani yalnızca ses üretmekle kalmayıp müziği gerçekten “anladığını” iddia etmektedir. Bu iş birliğiyle müziği salt teknolojik bir ürün olmaktan çıkarıp, insan–teknoloji temelli yeni bir yaratıcı ortaklıkoluşturmayı hedeflediklerini öne sürmektedirler.
Warner Music Group ise bu konuda yeni bir yaratıcı üretmekten ziyade, sanatçıların seslerinin, görüntülerinin ve eserlerinin yapay zekâ ile nasıl kullanılacağını kontrol altına almak amacıyla Suno.ai ile bir anlaşma imzalamıştır. Bu yaklaşım, şirketin daha çok etik ve hukuki zemine odaklandığını göstermektedir.
Bu iki anlaşmaya bakıldığında, müzik şirketlerinin yapay zekâya tamamen karşı olmadığı; aksine, onun yaratacağı yaratıcılık araçlarını ve ticari fırsatları değerlendirmek istediği görülmektedir. Açıkçası Yeşilçam filmlerine bile konu olmuş olan “Seni ünlü yapacağım” diyerek sanatçıları sömüren yapımcıların ardından, bu durum müzik sektörü için çok da şaşırtıcı değildir.
Son on yılda müzik gruplarının yerini bireysel müzisyenlerin alması, müzik üretiminin birçok enstrümandan tek bir bilgisayara indirgenmesi ve konserlerin playback ya da altyapı üzerinden ilerlemesi, bu yeni dönemde müzisyenlerin nasıl etkileneceği sorusunu sormamıza bile gerek bırakmamıştır.
CISAC’ın araştırmasına göre, yapay zekânın müzikteki payının artmasıyla birlikte 2038 yılına kadar müzisyen gelirlerinde %24’e varan bir düşüş öngörülmektedir. Bu durum; telif ihlalleri, otomatik müzik üretimi ve eski eserlerin izinsiz kullanımı gibi sorunlardan kaynaklanmaktadır. Yani yapay zekânın sektöre girişiyle yalnızca hikâyesi ve duygusu olan şarkılar değil, bu şarkıları üreten insanlar da doğrudan etkilenmiştir ve etkilenmeye devam edecek gibi görünmektedir.
Bu noktada sanatçıları korumaya yönelik somut bir adım atan ülkelerden biri İsveç olmuştur. İsveç’te STIM gibi kuruluşlar, yapay zekâ müzik lisansı geliştirerek şirketlerin yapay zekâ modellerini eğitirken telif ödemesini zorunlu hâle getirmektedir. Böylece sanatçılar ve besteciler gelirlerini korumaya çalışmaktadır. STIM CEO Vekili Lina Heyman, bu konuyla ilgili yaptığı açıklamada şunları söylemiştir:
“İnsan yaratıcılığını baltalamadan bozulmayı kucaklamanın mümkün olduğunu gösteriyoruz. Bu sadece ticari bir girişim değil; aynı zamanda yapay zekâ firmaları için adil tazminat ve yasal kesinlik adına bir yol haritasıdır.”
En azından müzisyenlerin yaşam standartlarını korumayı hedefleyen topluluklar ve kurumların varlığı önemlidir. Covid-19 döneminde yaşananlar göz önüne alındığında, üretimini tamamen yaratıcılığıyla sağlayan insanlar için sanatlarını icra edebilecek alanların kapanması zaten yeterince zorken, bu alanların tamamen ortadan kalkma ihtimali “sanat” kavramı açısından ciddi bir tehlike oluşturmaktadır.
Peki yapay zekânın müzik sektörüne zararlarının dışında ne gibi katkıları vardır?
Müzik sektörünün en büyük zorluklarından biri, sanatçıların kendilerini duyuramamasıdır. Sanatçılar ürettiklerini insanlara ulaştıramamakta, hatta bazen üretim sürecinin kendisinde bile zorlanmaktadır. Bunun temelinde maddi imkânsızlıklar ve teknik bilgi eksikliği gibi faktörler yer almaktadır. Yapay zekâ sayesinde bu sanatçılar üretim sürecine daha kolay dâhil olabilmekte ve kendi şarkılarını daha erişilebilir biçimde oluşturabilmektedir.
Hatta gençliğinde eşine şarkı yazıp söyleyememiş insanlar bile artık bunu yapay zekâ yardımıyla gerçekleştirip “Bak, ne yaptım” diyerek bir sürprize dönüştürebilmektedir.
Yapay zekânın müzik endüstrisindeki yeri üzerine yapılan akademik araştırmalar ise daha çok AI müzik sistemlerinin kültürel çeşitliliği koruyacak şekilde nasıl geliştirilebileceği üzerine yoğunlaşmaktadır. Bir ülkenin ya da toplumun kültürünü oluşturan temel unsurlardan biri olan müziğin, yapay zekâ ile birlikte nasıl dönüşeceği de önemli bir tartışma konusudur.

Türkiye’nin daha oryantal seslere dayanan müzik kültüründen Amerika’nın blues geleneğine, İspanya’nın gypsy (çingene) müziğine kadar uzanan bu çeşitlilikte, yapay zekânın ürettiği müzikler kültürel yapıyı da etkileyebilir; hatta gelecekte yok olmuş kültürel izler bırakabilir. Ancak altı çizilmelidir ki, kültürel dönüşümde yapay zekâ tek başına belirleyici değildir; yalnızca etmenlerden biridir.
Güncel müzik uygulamarından bazıları yapay zeka müzik dinlemek istemeyen kullanıcıları için şimdiden uygulamalarına aı tarafından üretildi etiketi ekledi. Spotify ise bu duruma karşı milyonlarca yapay zeka üretimi müziği platformundan kaldırdı. Bu gelişmeler, sektörün AI müziğin ticari boyutunu kontrol etmek, şeffaflık sağlamak ve adil ödeme modelleri geliştirmek için harekete geçtiğinin açık göstergesi olarak gözüküyor.
Sonuç olarak yapay zekânın hayatımıza hızlı bir giriş yapması hem büyük kolaylıklar hem de ciddi sorunlar yaratmaktadır. Sanat gibi bireysel yaratıcılığın merkezde olduğu bir alanda bu çıkmaza gelecekte nasıl bir çözüm bulunacağı ya da gerçek sanatçıların yerini yapay zekânın alıp almayacağı sorusunun cevabını, teknolojinin gelişimine bırakıp beklemek zorundayız.
Yine de sanat gibi kişisel yaratıcılığın ön planda olduğu bir alan için yapay zekânın dâhil oluşu sizler için ne ifade ediyor?
Yorumlarınızı bekliyoruz!
FounderN Kimdir?
FounderN, girişimcilik dünyasının en güncel haberleri, inovasyon odaklı içerikleri ve ekosistemin her bir parçasına değer katan çalışmalarıyla, faaliyet gösteren dinamik bir dijital medya platformudur. 2020 yılında “Girişim Haberleri” adıyla başlayan serüvenimiz, Eylül 2024 itibarıyla FounderN kimliği ile, girişimcilik ekosisteminin ilham veren dinamik sesi olma yolculuğuna devam ediyor. FounderN; teknoloji, girişim ve yatırım dünyasındaki gelişmeleri yaratıcı ve yenilikçi bir perspektifle sunarak iş dünyasının liderlerini, yatırımcılarını ve girişimcilerini sizlerle bir araya getirir.
FounderN olarak misyonumuz, yalnızca yaşanan son gelişmeleri paylaşmak değil, okurlarımızı bu gelişmelerin aktif bir parçası haline getirmek ve ekosistemin sürdürülebilir büyümesine katkı sağlamaktır. Ekosistemdeki en yeni gelişmelerden haberdar olmak, büyüyen bu topluluğun bir parçası olmak istiyorsanız, bültenimize abone olabilir, sosyal medya hesaplarımızdan bizi takip ederek ilham dolu bu yolculuğa katılabilirsiniz.
Bizimle Keşfetmeye Devam Edin: İlginizi çekebilecek diğer #Gündem Haberleri için tıklayın!
Foundern LinkedIn hesabına buradan ulaşabilirsiniz.Foundern Instagram hesabına buradan ulaşabilirsiniz.



