Bir sabah uyanıyoruz. Telefonu elimize alıyoruz. Kaydırıyoruz. Bir içerik daha. Bir öneri daha. Bir video daha. Bir “tam da bana göre” başlık daha.
Bir noktada insan şunu düşünmeden edemiyor:
Bunları ben mi seçtim, yoksa bana mı seçtirildi?
Asıl Soru Şu: Algoritmalar yalnızca tercihlerimizi mi kolaylaştırıyor, yoksa zamanla tercihlerimizi mi oluşturuyor?
Algoritma dediğimiz şey, aslında bir seçim mekanizması. Geçmiş davranışlarımıza bakıyor, neye tıkladığımızı, ne kadar süre izlediğimizi, neyi beğendiğimizi, neyi atladığımızı analiz ediyor. Sonra bize “buna benzer” içerikler sunuyor. Yani aslında gördüklerimiz, kendi kişiselleştirilmiş, iç dünyamızı gördüğümüz bir tablo.
Bu ilk bakışta masum bir sistem. İlgi alanlarımızı büyütüyor gibi duruyor. Ama burada küçük bir kayma var: İlgi alanlarımızı büyütürken aynı zamanda daraltıyor.
Çünkü algoritmalar sürprizi sevmez.
Tahmin edilebilirliği sever.
Sen A’yı izlediysen A’ya benzeyen B’yi önerir. B’yi izlediysen C’yi. Bir süre sonra karşına çıkan dünya, senin geçmiş tıklamalarının yankısına dönüşür.
Ve kişilik, tekrarın içinde şekillenir.
Gördüğümüz Dünya, Olduğumuz Dünyaya Dönüşür mü?
İnsan zihni maruz kaldığı şeylerden etkilenir. Bu yeni bir keşif değil. Ama dijital çağda maruziyet artık bilinçli değil, otomatik.
Sürekli belli bir bakış açısına maruz kalmak, o bakış açısını normalleştirir.
Sürekli belli bir estetik görmek, o estetiği “doğru” gibi hissettirir.
Sürekli belli bir hayat tarzını izlemek, onu ulaşılması gereken standart hâline getirir.
Algoritmalar bize sadece içerik sunmaz; norm üretir. Ne popüler, ne arzu edilir, ne komik, ne “başarılı.” Bunların çerçevesi büyük ölçüde öneri sistemleri tarafından çizilir.
Bir süre sonra insanın beğenileri kendine mi aittir, yoksa önerilenlerin rafine edilmiş sonucu mudur, ayırt etmek zorlaşır.
Seçtiğimizi Sanırken Seçiliyor Olabilir miyiz?
Dijital platformlar bize özgürlük hissi verir. İstediğimizi izler, istediğimizi takip ederiz. Ama bu özgürlük, çerçevesi çizilmiş bir özgürlüktür.
Seçenekler arasından seçim yaparız.
Ama seçenekleri kim belirler?
Algoritmalar, görünürlük ekonomisini yönetir. Görünmeyen şey, neredeyse yoktur. Bu da şu anlama gelir: Kişiliğimizi inşa ederken kullandığımız malzemeler, zaten filtrelenmiştir.
Eğer sürekli belirli türde içeriklerle besleniyorsak, düşünce kalıplarımız da o yönde keskinleşir. Empati alanımız daralabilir. Farklı fikirlere tahammül azalabilir. Çünkü sistem, bizi en rahat hissettiğimiz balonun içinde tutmayı tercih eder.
Konfor, çoğu zaman gelişimin düşmanıdır.

Algoritmalar Zevklerimizi Mi, Kimliğimizi Mi Şekillendiriyor?
Kişilik yalnızca doğuştan gelen bir yapı değil; deneyimlerle şekillenen bir süreçtir. Okuduklarımız, izlediklerimiz, etkileşim kurduklarımız bu sürecin parçasıdır.
Eğer bu deneyimlerin büyük bölümü algoritmalar tarafından filtreleniyorsa, kimliğimiz de dolaylı olarak filtrelenmiş bir inşaya dönüşür.
Ne kadar radikal düşüneceğimiz, neye güleceğimiz, hangi meseleye duyarlı olacağımız… Bunlar tamamen algoritmalar tarafından belirlenmez elbette. Ama yönlendirilir.
Küçük itmeler, uzun vadede büyük yön değişimleri yaratır.
Peki Sorumluluk Kimde?
Burada kolay bir “algoritmalar kötü” anlatısına sığınmak cazip olabilir. Ama mesele daha karmaşık.
Algoritmalar bizim davranışlarımızdan öğrenir.
Biz de onların önerilerinden etkileniriz.
Bu karşılıklı bir döngüdür.
Sorun belki algoritmaların varlığı değil; farkındalık eksikliğidir. Eğer neyin önerildiğini, neden önerildiğini, neden hoşumuza gittiğini sorgulamazsak; kişiliğimiz yavaş yavaş pasif bir tüketim alanına dönüşebilir.
Algoritmalar yön verir.
Ama direksiyonu tamamen bırakmak bizim tercihimizdir.
Dijital Çağda Kişilik Bir Tasarım Alanı mı?
Belki de artık kişilik, yalnızca içsel bir süreç değil; dışsal bir mühendislik alanı.
Hangi içerikle ne kadar karşılaşacağımız hesaplanıyor.
Dikkat süremiz optimize ediliyor.
Duygularımız tetikleniyor.
Bu ortamda kişilik, hem özgür hem yönlendirilmiş bir yapı hâline geliyor. Çelişkili ama gerçek.
Algoritmalar bizi tamamen dönüştürmez. Ama bizi belirli versiyonlarımıza yaklaştırabilir. Daha öfkeli, daha tüketim odaklı, daha kaygılı, daha kıyaslayan bir versiyona…
Ya da daha bilinçli, daha meraklı, daha seçici bir versiyona.
Burada ince bir fark var:
Algoritmalar araçtır.
Ama onları nasıl kullandığımız karakter meselesidir.
Algoritmalar kişiliğimizi şekillendirir mi?
Belki tek başına değil. Ama kişiliğimizin inşa edildiği ortamı şekillendirir.
Ve ortam, insanı değiştirir.
Belki mesele algoritmalardan kaçmak değil.
Belki mesele, arada sırada akışı bozmak.
Bilerek farklı bir şey izlemek.
Bilerek karşıt bir görüş okumak.
Bilerek sessiz kalmak.
Çünkü kişilik, yalnızca maruz kaldığımız şeylerden değil; seçtiğimiz dirençlerden de oluşur.
“Eğer Biz İnsan Tasarlasaydık, Neyi Eklemezdik?” blog yazımızın detaylarına buradan ulaşabilirsiniz!
FounderN Kimdir?
FounderN, girişimcilik dünyasının en güncel haberleri, inovasyon odaklı içerikleri ve ekosistemin her bir parçasına değer katan çalışmalarıyla, faaliyet gösteren dinamik bir dijital medya platformudur. 2020 yılında “Girişim Haberleri” adıyla başlayan serüvenimiz, Eylül 2024 itibarıyla FounderN kimliği ile, girişimcilik ekosisteminin ilham veren dinamik sesi olma yolculuğuna devam ediyor. FounderN; teknoloji, girişim ve yatırım dünyasındaki gelişmeleri yaratıcı ve yenilikçi bir perspektifle sunarak iş dünyasının liderlerini, yatırımcılarını ve girişimcilerini sizlerle bir araya getirir.
FounderN olarak misyonumuz, yalnızca yaşanan son gelişmeleri paylaşmak değil, okurlarımızı bu gelişmelerin aktif bir parçası haline getirmek ve ekosistemin sürdürülebilir büyümesine katkı sağlamaktır. Ekosistemdeki en yeni gelişmelerden haberdar olmak, büyüyen bu topluluğun bir parçası olmak istiyorsanız, bültenimize abone olabilir, sosyal medya hesaplarımızdan bizi takip ederek ilham dolu bu yolculuğa katılabilirsiniz.
Bizimle Keşfetmeye Devam Edin: İlginizi çekebilecek diğer #Gündem Haberleri için tıklayın!
Foundern LinkedIn hesabına buradan ulaşabilirsiniz.
Foundern Instagram hesabına buradan ulaşabilirsiniz.


