Bir filmi izlemeye karar verdiğimizde bizi etkilemesi için ona fark etmeden tanıdığımız o ilk beş dakika, uzun videoları mümkün olan en yüksek hızda izlerken bir yandan yorumlara göz atmak, birkaç paragraflık bir yazıya başlamadan önce ekranı aşağı kaydırıp ne kadar uzun olduğuna bakmak…
Hepsi farklı görünse de aslında aynı alışkanlığın etrafında dönüyor: Bir şeyin yalnızca ilgimizi çekmesini değil, bunu mümkün olduğunca hızlı yapmasını bekliyoruz. Bu beklenti arttıkça içeriklerle kurduğumuz ilişki de değişiyor tabii; bir şeyin içinde kalmak yerine sıradakine geçmeye, beklemek yerine hızlandırmaya, boş kaldığımız anları bile yeni bir uyaranla doldurmaya alışıyoruz. Böyle olunca gün içinde hiç olmadığı kadar fazla şey izliyor, okuyor ve kaydırıyoruz ama birkaç saat sonra ne izlediğimizi, dün karşımıza çıkan videoyu ya da az önce okuduğumuz bir şeyin ne anlattığını hatırlamakta bile zorlanabiliyoruz.

İnternetin son yıllarda bu hali anlatmak için sık sık kullandığı bir ifade var: brain rot. Her ne kadar TikTok yorumlarından çıkmış, Gen Z’nin internete kazandırdığı kelimelerden biri gibi görünse de hikayesi aslında internetten yaklaşık bir buçuk asır önce başlıyor. Kavramın izini sürdüğümüzde 1854’te Henry David Thoreau’nun Walden kitabına kadar gidiyoruz. O dönem bambaşka bir bağlamda kullanılan bu ifade, aradan 170 yıl geçtikten sonra dijital hayatımızı anlatan en popüler kavramlardan biri olarak yeniden karşımıza çıktı ve Oxford tarafından 2024’ün yılın kelimesi seçildi. Belki de bu kadar eski bir ifadenin bugün yeniden bu kadar tanıdık gelmesi tesadüf değil. Çünkü brain rot derken aslında beynimizin bir anda “çürümesinden” değil, dikkatimiz için yarışan içeriklerin hiç olmadığı kadar hızlı, fazla ve ulaşılabilir hale geldiği bir düzende zihnimizin buna nasıl ayak uydurmaya çalıştığından bahsediyoruz.
Sorun gerçekten odak süremizin kısalması mı?
Bugün kısa video denince akla ilk olarak TikTok gelse de birkaç saniyede bir hikaye anlatma fikri aslında çok daha eski. 2013’te Vine yalnızca altı saniyelik videolarla kendine özgü bir mizah dili yaratırken, Türkiye’de Scorp kullanıcıların aynı başlıklar altında çektiği kısa videolarla benzer bir kültürün oluşmasını sağladı. Yani kısa video zaten hayatımızdaydı; TikTok’un değiştirdiği şey formatın kendisinden çok, onu tüketme biçimimiz oldu. Birbiri ardına gelen videoları sonu olmayan kişisel bir akışın içine yerleştirdi ve bir videodan diğerine geçmek tek bir parmak hareketine dönüştü. Reels ve YouTube Shorts’un da aynı sistemi benimsemesiyle kısa video, zaman zaman açıp izlediğimiz bir içerik türü olmaktan çıkarak internette vakit geçirme biçimlerimizden biri haline geldi.

Akış hızlandıkça içerikler de yalnızca kısalmakla kalmadı, bizi ekranda tutabilmek için daha hızlı anlatılmaya başladı. İlk birkaç saniyede dikkati yakalama çabası “Bunu bilmeden geçmeyin”, “Kimsenin size söylemediği şey…” gibi girişleri beraberinde getirirken, videonun geri kalanında da dikkatin dağılmasına pek yer bırakılmıyor. Bütün bunlar aslında aynı ihtiyaca cevap veriyor: İçeriğin artık yalnızca ilgi çekici olması yetmiyor, dikkatimizi kaybetmemize de fırsat vermemesi gerekiyor.
Bu yarış yalnızca videoların hızını değil, neyin nasıl anlatıldığını da değiştirdi. Sıradan bir sabah rutini “hayatımı değiştiren 5 alışkanlık” listesine, kötü geçen bir flört “kimsenin konuşmadığı red flag”e, yeni öğrenilen basit bir bilgi ise “bunu neden daha önce kimse söylemedi?” videosuna dönüşebiliyor. Bir süre sonra aynı fikirleri farklı hesaplarda, yalnızca isimleri ve paketlenme biçimleri değişmiş halde görmeye başlıyoruz. Gündelik bir harcama alışkanlığı “girl math” oluyor, yeni bir estetik kendi “core”unu yaratıyor, hepimizin zaman zaman yaptığı bir davranış yeni bir “teori” olarak karşımıza çıkıyor. Çünkü sonsuz seçenek arasında kaydırmayı durdurmak için bazen yeni bir fikirden çok, tanıdık bir fikri yeniymiş gibi hissettirecek bir anlatı gerekiyor.
Peki bu yazının kaç saniyesi vardı?
İlginizi çekecek bir noktadan yakalayalım: Bu içeriği buraya kadar tüketebildiyseniz, belki de sorun düşündüğümüz gibi dikkatimizi tamamen kaybetmemiz değil. Sonuçta hala sevdiğimiz bir dizinin birkaç bölümünü arka arkaya izleyebiliyor, bir oyunun başında saatler geçirebiliyor ya da merak ettiğimiz bir konuyu uzun uzun araştırabiliyoruz. Yani mesele ne kadar süre odaklanabildiğimizden çok, bir şeyin dikkatimizi kazanması için ona ne kadar zaman tanıdığımızla ilgili.

Şu an okuduğunuz yazıda bile paragrafları kısa tutuyor, bazı cümleleri kalınlaştırıyor, aynı fikri farklı örneklerle yeniden anlatıyoruz. Çünkü dikkatinizi buraya kadar getiren şey yalnızca ne anlattığımız değil, onu nasıl anlattığımızla da ilgili. Bu sekmeyi kapattığınızda her ayrıntıyı hatırlamasanız bile en azından bir cümle aklınızda kalsın istiyoruz. Dolayısıyla dikkat ekonomisini anlatırken biz de farkında olarak ya da olmayarak onun dilini kullanıyor, dikkatinizi biraz daha tutabilmek için aynı yarışın içine giriyoruz.
Belki de brain rot tartışmasının en ilginç tarafı tam burada başlıyor. Bir içeriğin dikkatimizi çekmek için gerçekten üç, beş ya da on saniyesi var mı bilmiyoruz ama giderek daha fazla içerik sanki o birkaç saniyeyi kaçırırsa bir daha şansı olmayacakmış gibi karşımıza çıkıyor. Böyle bir ortamda mesele yalnızca ne kadar süre odaklanabildiğimiz olmaktan çıkıyor; bir şeye dikkatimizi vermeden önce ona ne kadar zaman tanıdığımız da önem kazanıyor.
Asıl soru, dikkatimizi ne zaman kaybetmeye başladığımız değil; karşımıza çıkan her şeyden dikkatimizi bu kadar hızlı çekmesini ne zaman beklemeye başladığımız.
FounderN Kimdir?
FounderN, girişimcilik dünyasının en güncel haberleri, inovasyon odaklı içerikleri ve ekosistemin her bir parçasına değer katan çalışmalarıyla, faaliyet gösteren dinamik bir dijital medya platformudur. 2020 yılında “Girişim Haberleri” adıyla başlayan serüvenimiz, Eylül 2024 itibarıyla FounderN kimliği ile, girişimcilik ekosisteminin ilham veren dinamik sesi olma yolculuğuna devam ediyor. FounderN; teknoloji, girişim ve yatırım dünyasındaki gelişmeleri yaratıcı ve yenilikçi bir perspektifle sunarak iş dünyasının liderlerini, yatırımcılarını ve girişimcilerini sizlerle bir araya getirir.
FounderN olarak misyonumuz, yalnızca yaşanan son gelişmeleri paylaşmak değil, okurlarımızı bu gelişmelerin aktif bir parçası haline getirmek ve ekosistemin sürdürülebilir büyümesine katkı sağlamaktır. Ekosistemdeki en yeni gelişmelerden haberdar olmak, büyüyen bu topluluğun bir parçası olmak istiyorsanız, bültenimize abone olabilir, sosyal medya hesaplarımızdan bizi takip ederek ilham dolu bu yolculuğa katılabilirsiniz.
Bizimle Keşfetmeye Devam Edin: İlginizi çekebilecek diğer #Teknoloji Haberleri için tıklayın!
Foundern LinkedIn hesabına buradan ulaşabilirsiniz.
Foundern Instagram hesabına buradan ulaşabilirsiniz.





